Saturday 12th October 2019,
Sinematografik

Bülent Uçar ” BİR KAZAK ve PALTO KONUSU “

Bülent Uçar ” BİR KAZAK ve PALTO KONUSU “

________

 

Bunun parasızlıkla ilgisi yoktu. Tamamen rastlantı, şans ya da şanssızlıkla ilgili bir şeydi Sonuçta olumlu ya da olumsuz, işin özü rastlantıydı.

O günlerde hepimizin yaz ve kış kıyafeti, bir tür mevsimlik üniforması vardı. Siyah bir kot pantolon, yaz kış fark etmeksizin hepimizin üstündeydi. Üstüne yazları tişört ya da gömlek, kışları da kazak üstüne deri ceket…

İnsanın bedenine kıyafet bulması zor değildi de ruh ve beden uyumundaki tarza uygun kıyafet bulması çok zordu. Tek şans, uygun rastlantıyla karşılaşmak ve kıyafeti o şekilde bulmaktı. Birkaç yılda bir uygun kıyafet bulunurdu. Sonra da o kıyafet, yaz ve kışa bir şekilde uydurulur, birkaç sene üst üste giyilirdi. Kişi ile kıyafet, öyle özdeşleştirilirdi ki, herhangi birimiz kazara farklı bir kıyafet giyecek olsa, yabancıya dönüşür, hiçbirimiz onu tanımaz, yanından geçip gider, selam bile vermezdik. Ve her gün aynı kıyafet giyilmesine rağmen hepimiz temizdik. Ucuz da olsa deodorant kokardık. Deri ceketin derisine bulaşarak oluşan, deriyle deodorant bileşimdeki aroma…

Ben bir defasında bir ‘’nihilist kazağı’’ bulmuştum. Marifet bende değildi. Tamamen şans, tamamen rastlantı, denk gelmiş işte. Ben de farkında değildim. Öyle bir kazaktı. Üstümde salınıyor, altına atlet dahil, hiçbir şey giyilmesine izin vermiyor. Havanın durumu ne olursa olsun, tek parça olarak giyiliyor. Ceket çıkınca, bel kemiğimi apaçık ortaya seriyordu. O günlerde ilk Nuri fark etti. Kazağın ruhunu ilk o gördü ve söyledi: ‘’Bu kazak bir nihilist kazağı.’’ O günden sonra da sağda solda aynısını aradı, diğerleri. Bulamayanlar bana geldiler. Adresi söyledim. Gittiler. Bulup aldılar ama kazak bir tek bende o şekilde durdu. Çünkü onu kullanma süresi boyunca, kişisel eğilim ve eylemlerimle kısmen deforme ederek, ona ruhumdan bir parça vermiştim. Yoksa nihilist olma derdinde değildim. Hem böyle çelişkili bir iddiam da yoktu. Ve yine hem, Ayhan’ın da söylediği gibi ‘’Bir nihilist, nihilist olduğunu söylemeyecek denli önemsemiyor ve nihilist bir tavır sergilemiyorsa, o kişi nihilist değildir. Nihilizm dile geliyorsa nihilizm değildir’’

Bol bulutlu, çok yağmurlu bir gün, Adana’da, istasyona gittim. Mersin için bir tren bileti alarak, ben, üç saat içinde, önce istasyon karşısındaki Katolik İtalyan Kilisesine, sonra, sahilde yalnız başıma yapacağım yürüyüş için kıyıya uğrayıp yeniden Adana’ya döndüm. Mersin’de kilisenin bahçesinde, bir adam gördüm. Çıkış yolunu kaybetmiştim. Sordum ama bana sessizlikle karşılık verdi. Camus’nün sözünü ettiği ‘’akıldışı sessizlik’’ bu mu acaba, dedim, içimden. Meğer oruç tutuyormuş adam ve konuşamazmış. Sonra, bahçede ben yaşlarda birini gördüm. Onu tanıyordum. Yanına yaklaştım. Kolumu omzuna atıp ‘’Merhaba Erhan.’’ dedim. O da bana baktı ve kısa kesti. ‘’Ben Erhan değilim.’’ Ben de uzatmadan çekip gittim. Adana’da istasyonda, trenden inerken kazak, bilemediğim bir şeye takıldı ve yırtıldı. Hem de neredeyse boydan boya… Artık giyilemezdi. Çok üzülmüştüm, ama baktım ki tek üzülen ben değilim. Üzüntü paylaşıldı ve yok oldu. Bana mı öyle geldi yoksa gördüklerim gerçek miydi pek bilemiyorum, sanki istasyondaki tüm insanlar, hatta görevliler filan da ağlıyor, birbirlerine acı içindeki yüzleriyle bakıp fısıldayarak, ‘’Bu kazağın başına bu gelmemeliydi. O da yırtıldıysa ve ölümlüyse hayatta neyin değeri var ki?’’ diyorlardı. İstasyona yakındı evim. Eve gider gitmez kazağı çıkarıp güçlükle vedalaşarak mutfaktaki çöp kutusuna attım. Ertesi gün de çöp kamyoneti gelip aldı onu, duvar dibindeki çöp kutusuyla birlikte, yaşamımızdan kopararak ayırdı onu bizden. Sonra, günün birinde, bir de tişört bulmuştum. Üstünde, karakalem çizilmiş, kafeste tutsak bir karga fotoğrafı olan bir tişörttü bu ve karganın konuşma balonunda Save Me yazıyordu. Bu da rastlantıyla benim olan bir kıyafetti ve neye ihtiyacım varsa onu buluyordum. O günlerde ruh beden uyumunu gözeten güçler benim yanımdaydı.

Bir defasında da Şükrü, ‘’aşktan canı yanarak intiharı düşünenlerin paltosu’’nu bulmuştu. O paltoyu giyip benimle buluştuğunda ve ben onunla, o halde ne zaman bira içmeye gitsem masaya uğrayan herkes, onu tanısın ya da tanımasın fark etmeksizin, Şükrü’ye aynı şeyi söylüyordu: ‘’Ahbap değmez, bir kız için kendine bunu yapma.’’

Şükrü, bir kız için bunu yapmadı, ama biliyordu ki bir kız, bazen var oluştaki sağı solu kirleterek kanırtan, can çekiştiren boşluğu gizler. Orayı anlam ve mutlulukla, hatta kimi zaman huzurla, acısızlıkla doldurur. Ve durum böyle olunca, olay, ‘’bir kız’’ olayı olmaktan çıkıp nefes alıp almamakla, ölmek ya da yaşamakla ilgili bir konu olmaya başlar. Onunki böyle bir olay oldu ama son anda hayatta kalmayı seçti.

Bülent Uçar





BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Live Sex Webcam Sex Backstreet Theme Herbalife Ürünleri