Tuesday 17th September 2019,
Sinematografik

Bülent Uçar ” JIM MORRISON ETKİSİ ”

Bülent Uçar ” JIM MORRISON ETKİSİ ”

________________

1

            Üniversitenin son yılıydı. Hiç değilse, bizim için. En üst kattaki derslikten, alt kısımdaki bahçeye bakıyorduk. Öyle içten ve küfür eder gibi öfkeyle söyledi ki o sözcüğü –  dedim, ‘Tamam, buraya kadar, daha iyisi olamaz ve bu okulda işimiz kalmadı.’ BİTTİ. Uzun uzun baktı. Yüzünü mide bulantısı duyuyormuş gibi buruşturdu. Acı çeker gibi yaptı ve püskürdü. BİR SÖZCÜK… Uğur kahkahalarla gülüyordu. Kürsüdeki adam, HERAKLEİTOS anlatıyordu. ‘’Kişinin karakteri kaderidir.’’ Zaten okuldaki tek öğretim görevlisi de oydu. Diğerleri gelmemişti. Bir şeyi protesto ediyorlarmış. Diğer tüm dersler boştu. Okul boş. Temizlik işçileriyle kantin görevlileri, orada ve gerisi yok.  Bahçeye indik. ‘’Bakın!’’ dedi. ‘’Arada benim gibi yapmalısınız, o sözcüğü kullanın ve uyuyun. Bebekler gibi. Uyuyun. Sıcak radyatör altıdaki köpekler gibi.’’ ‘’Ne diyor bu?’’ dedi, Sarı Nazmi. Hiçbir şey anlamamıştı. O, devam etti konuşmaya: ‘’Şimdi söyleyin bakalım, kim geliyor, benimle. Önce lunaparka uğrayacağım. Sonra, babamın yanına… Et balık kurumunda müdür. Beni de kimse gözetlemiyor. Adam yerine bile koymuyor ibneler. Cuma günü, akşam olduğunda, orada olacağız. Saat 5’e doğru, bir çanta dolusu para geliyor, babamın odasına. Hepsi 100’lük. Destelerce para. Hayal edin. Okul yok, öğretmenler yok, etrafımızda Türkçe konuşan kimse yok. Her yerde Kiril alfabesi… Doğu Avrupa’dayız. Paralar babamın odasında.  Sonra babam, küçük su dökmeye gider.’’ – Nazmi, ‘’Küçük su?’’ – İşiyor oğlum işiyor. Her şeyi açık açık mı söyleyelim. Kim geliyor benimle? O, işerken, çantayı alır çıkarız. Zaten kimse görmüyor beni’’ dedi. Sustu. ‘’Ben yokum’’ dedim. Ayrıldım

Bir rivayete dönüştüm, şehri terk ettiğim 11 Aralık gününden sonra… Şimdiki ve gelecek zaman eki kullanılmadı, benimle ilgili konuşulduğunda. Cumhur adında bir çocuk vardı. Metin’in arkadaşı. O, böyle söylerdi, bana. ‘’Artık yoksun sen. Şüpheli varlık, kesinleşmiş yok’luk. Konuşulduğunda varsın. Çünkü…’’ – ‘’Anladım ben bir rivayetim.’’

Ve aslında kimse bilmez, her şeyi bir gardırop sona erdirdi. Onca zaman bir gardırobum olmadı. Bazı şeylerin yokluğu belirliyor olabilirdi zamanın anlamını ve kişisel kaderi. Nesnelerin varlığı kadar yokluğu da büyülüydü. Gardırobun varlığı farkına varmamı sağladı, yokluğunun bir tür yapıştırıcı olduğunu. O yokluk, varlığa dönüşünce, her şey koptu. Bağ yok. Gardıroba ihtiyaç yoktu. Kapı arkasındaki askılık yetiyordu, simsiyah bir kot ve tişört için. Bir de deri ceket. Atkı da varsa. Tüm yıl yeterdi. Yaz geldiğinde sadece ceket kaldırılırdı. Kot – tişört, üniforma neredeyse aynı…

2

Siyah bir tişörtüm vardı, başka siyah tişörtleri değil, ama onu çok severdim. Epey yıl geçti üstünden. Tüm yaz o tişörtü giymiştim. Aynısından on tane olduğunu söylüyordum ama yoktu. Doküman: Siyah kot: Bir adet –  çok eski ve rengi, güneşten kızıla dönüşmüş siyah kot: yine bir – kahverengi yazlık bot: bir – simsiyah tişört: bir tane… Param yoktu. Olsa da sinemaya giderdim. Siyah tişört… Nasıl da özlemişim. Hep üstümdeydi, uyurken hariç. Çıplak uyurdum. Sadece boxer… Çünkü Boxer, çıplaklığın en iyi kıyafet kombinasyonuydu. Çıplaklığa yakışan en iyi ikinci şey… İLKİ, kadınlar için beyaz erkek gömleği, ten, açıkta, kasıklar birazcık görünür, göğüs kısmı, üstten açık iki düğme boşluğundan belirli belirsiz seslenir: ‘’SAKIN ISIRMA’’  Bu kadar. Ve her neyse… Konu SİYAH tişört… Gün boyu, sırılsıklam olurdu şehrin sıcağında, hem rutubet hem terden.  ŞEHİR, Leşe dönüşürdü sıcakta ve elbette tişört de. Ama ertesi gün yine üstümdeydi ve hiç kirli giymedim, onu. Çünkü geceleri eve döndüğümde banyoya tişörtle girer, su ve şampuanı öyle akıtırdım üstümden. Duş, sona erince, çıkarırdım tişörtü. Islak haliyle fırlatırdım banyo duvarına. Elimden uçarak, duvardaki askılardan birine tutunurdu. Iskalamazdım… Ustalaşmıştım zamanla. Banyodaki Giyom Tell’dim, ben. Duşta bile birlikteydik, siyah tişörtle. Hep şampuan kokardı, bu yüzden. PANTENE… Normal saçlar için… Saçlarım normaldi. Ben hiç olamadım. Ama hep yakışıklı, hep iyi göründüm o tişörtle (eski günler) Mustang marka, ince, ipeksi penye ve uzay boşluğu kadar siyah.

Bana bir Bon Jovi ve Mimarlıktan Arzu’yla Zuhal’in söylediği gibi, bir JİM MORRİSON havası katıyordu. Çünkü zayıftım, kafam normal, ama kabarık saçlarımdan ötürü büyüktü, boynum da ince. Karanlıkta, Jim Morrison silueti.

Bülent Uçar





BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri