Friday 06th December 2019,
Sinematografik

Bülent Uçar ” BİRAZ KURGU, YALAN ve KİMLİK GERÇEĞİ ”

Bülent Uçar ” BİRAZ KURGU, YALAN ve KİMLİK GERÇEĞİ ”

_____________

 

Odasındaydı. Oda, sigara izmariti ve yere üç gece önce dökülen ucuz şarap kokusuyla, bir şişe 35lik Türk votkasını tek başına içtikten sonra, midesi bulanıp da balkona kusan Salim’in kusmuğu kokuyordu. Salonda da grubun en güzel, en seksi kızı olan Burcu, arkadaşlarının tüm engelleme çabasına karşın intihar etmeye çalışıyordu. Kızlardan biri, odaya girdi. Nuri, leş gibi bir yatağın üzerinde, kitabını okumaya çalışırken, kız aceleyle içeri daldı. Panikle konuştu: ‘’ Çabuk gel. Burcu, balkondan atlamak üzere. Yardım etmelisin. ‘’ Nuri cevapladı: ‘’ Öncelikle, kitapla ve yazar Marcel Proust’la arama girdiğin için özür dilemelisin. Sonra da nefesini düzene sok. Soluk soluğasın ve bu, seni öldürebilir.’’ Kız, teşekkür ederek gitmeye hazırlanırken, ‘’ Sen de odanı havalandırarak, temizlesen iyi olur.’’ dedi

Kız, uzaklaşırken de Nuri konuştu: ‘’ Burcu’yu bekletin, aşağı atlamasın. Sokağın zemini ıslak, düşüp yere çarpınca canı çok yanar ve bir de ıslanarak, üşür. Sıcak bir öğle vaktini beklesin. Düşünce, bir kedi gibi ısınır, ölmeden önce birazcık soluklanır, dinlenir. Üstelik bir de kitabım yani… Az kaldı. Şu sayfa bitsin, geliyorum. Son paragraf, okumadan gelemem. ‘’

 

Burcu’yu kurtardılar. Nuri de hepsine kızdı: ‘’Bütün günümü mahvettiniz. Şimdi, beni rahat bırakın ve bana yemek yapın. Sigarası olan da sigara bıraksın. Ben odamda olacağım. ‘’

 

Akşam olunca, yağmur başladı. Ortalık iyice sessizleşti. Kapkara gece her şeyi ele geçirmeye hevesli ve hazırdı. Nuri, düşündü: ‘’ … Kim olduğumun önemi yok.  Olmaması ne iyi. Bir şey ya da bir kişi olma arzusundan uzakta, bir Hiç kimse olmak ne güzel. Sahip olunan tüm kimlikler, geçmişle, hafıza veya anılarla ilgili. Kimlikler, bunlarla inşa ediliyor. Bunu fark ettiğimde, kim olduğum konusu, daha da silikleşti. Mensubu olunan din ya da ırkın nedeni, coğrafya.  Dünyaya az ötede veya beride gelen kişi, başka bir din ya da ırkın üyesi olabilir. Bunların coğrafya ile bağları, bu denli yoğunken, kimlikler ve aidiyetin ne hükmü var?

 

Böyle düşündüğümü, ben ve birkaç kişi daha biliyor. Ve hepimiz de bana hak veriyoruz. Sorunun kendisi cevap sayılabilecek sorular kategorisinden… ‘’ Bir hafızaya sahip olunmasaydı, ertesi güne kim olarak uyanırdı, insan? ‘’

 

Nuri, düşüncelerine ve okuduğu kitaba ara vererek, dışarı çıktı. Yağmur yağıyordu. Nuri, hava günlük güneşlikmiş gibi yürümek istiyor, bunu da başarıyordu. Ve birden fark etti ki, önünden biraz önce geçtiği kuytuda gördüğü, tüyleri ıslak köpek kadar perişan, yalnız ve bir eski sevgilisinin de söylediği gibi sefildi.

 

Ve bir gerçek de öyle ışıklar içinde belirdi ki, kuşkuya yer kalmadı: Nuri, kim olmak isterse o, olabilirdi. Bunun için hafızasının içeriğiyle oynaması, bunun için küçük değişiklikler yapması yeterliydi.

 

Nuri, bu bağlamda hareket etmeye ufaktan başladı. Kendisine kurgu geçmişler yaratarak, bu geçmişlerin şimdiki zamanını yaşamak istedi. Önce, altı aylık bir geçmiş kurdu, kendine.

 

Bu kurgu geçmişte, ailesini ve biricik sevgilisini, bir doğal afette kaybetmiş, hayatta hiç kimsesi ve hiçbir şeyi olmayan, kendisine miras olarak; şehrin en nezih bölgesindeki en seçkin sokaklardan birinde bulunan konağın bırakıldığı biriydi. Bunu kurdu. Buna inandı. Ertesi gün, önce konağa gitti. Konak sahipleriyle küçük bir arbede yaşadı ama kolay vazgeçmedi. Birkaç ay sonra, konakta kalmaya başladı. Sonra, anne babasının mezar yerlerini ziyaret ederek ağladı. Onlara, konak için teşekkür etti. Sevgilisinin mezarını ziyaret ederek, ona, önce, ikisinin de en sevdiği bir Shakespeare sonesini bir dua okur gibi okudu: ‘’… Öyle tatlı bir keder ki ayrılık… Sabaha dek iyi geceler diyeceğim artık. İyi geceler… İyi geceler… İyi geceler… Gözlerinde uyku, kalbinde huzur barınsın. Uyku da huzur da ben olsam, bu ne haklı bir dinlenme olurdu.’’ dedi. Sustu. Ayağa kalktı ve önce Tabiata ve doğal afete kahretti. ‘’… Marquies de Sade, ne haklıymış…’’ dedi, kendine ve ekledi. ‘’ Güneşi söndürmek, ay ve yıldızları hırpalamak istiyorum… ‘’

Ve tekrar sevgilisinin mezarına döndü. Düşündü: ‘’ Ölmüş olması, beni sevgilisini şanssız bir ölümle kaybeden bir trajik karakter yaptı. Onu geri kazanmak için çaba göstermem de gerekmiyor. Mutlak umutsuzluk ve çaresizlik, sakinleştirici… Ölmek yerine terk etmesi kötü olurdu… ‘’ Düşünceleri bitti. Uzaklaştı.

 

O günlerde çok sigara içiyordu. Bundan rahatsızlık duymuyordu. Bir defasında, saymıştı. Otuz yedi gün boyunca sigara içmedi. İçeyi hiç de istemedi. Ama sigarayı bırakacağından korkarak, içmeye yeniden başladı. Eve giden yolda yarısı bitmiş sigara paketinin diğer yarısını bitirdi.

Cemil de o günlerde, üniversitede, öğrencisi olduğu Güzel Sanatlar Fakültesi – Çello bölümünde vakit geçiriyor. Zaman tükenince de Piyano bölümüne uğrayarak, piyano tıngırdatıyor, sonra da okuldan şehir merkezine otostop çekerek gidiyordu. Ve o da aynı oyunu biraz değiştirerek, oynuyordu. O akşamüstü, otostop çekerken, mezar yerlerinden dönen Nuri’nin arabasını durdurdu. Nuri, Cemil arabaya biner binmez konuştu: ‘’ Buralarda, seni çok görüyorum. İlgi çekici bir tipsin.’’ – ‘’ Nasıl yani, sen de diğerleri gibi ‘ tuhaf ‘ olduğumumu söylemek istiyorsun?’’ – ‘’ Hayır, hayır – ben, sadece, seni, merak ettim. Kim olduğunu, hangi bölümde okuduğunu, fialan… ‘’ Cemil, cevap verdi ama bunu yalan söyleyerek yaptı: ‘’ Adım Şükrü.’’ dedi.  ‘’Okuduğum bölüm de Mimarlık – Mühendislik Fakültesi’nde Mimarlık… ‘’  Şehir merkezine ulaştıklarında, Şükrü, arabadan indi. Sinemaya, ‘’ Liv Tyler’lı Çalınmış Güzellik’i’’ izlemeye gitti. Nuri de konağa sürdü arabayı.

Ertesi gün de Mimarlık bölümünün en zor sınavlarından birinde, hiç kimsenin daha önce görüp tanımadığı biri vardı. Sınav kâğıdının isim bölümüne ‘’ Şükrü ‘’ yazdı. Soyadı kısmını boş bırakarak, çıkıp gitti. İki saat sonra, sinemada, De Niro, Ethan Hawke ve Gwyneth Paltrow’lu ‘’ Great Expectations’u’’ izliyordu.

Bülent Uçar

 





BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri