Monday 17th June 2019,
Sinematografik

Bülent Uçar ” BİR AGNOSTİĞİN ANILARI ”

Bülent Uçar ” BİR AGNOSTİĞİN ANILARI ”

_____________

 

Hiçbir şey bilmediğim, bildiklerimi de ‘’… Eğer her şeyi bilmiyorsam, hiçbir şey bilmiyorumdur… ‘’ diyerek reddettiğim günlerdi. Bu nedenle de BİLİNEMEZLİĞİN ALANINA girmiştim. Biri, bana ‘’ Nasılsın? ‘’ diye sorsa, cevabını bilemez, sessizleşirdim. Çünkü ben hiçbir şey bilmeyendim. Bilinmeye değer şeyler olduğuna da inanmayandım, ben…

 

Bir kız vardı. Hiç tanımıyor, hakkında da hiçbir şey bilmiyordum. Çok güzeldi ve yokluğunda onu özlüyordum. Meğer sevgilimmiş. Bana, bir gün ‘’ Canın sıkkın görünüyor. Sinemaya gidelim mi? ‘’ diye sordu. ‘’ BİLMİYORUM. ‘’ diye karşılık verince ben – ‘’ Sen, neyi bilirsin ki? ‘’ diye gürleyerek, beni, menülerinden hiçbirini satın alıp yemediğimiz, sadece hep tuvaletini kullandığımız ve şehrin ilk burger salonu olan MC Donalds’ın önünde terk etti. O an, ne hissettim. BİLMİYORUM. Ama uzaktan bir cips ve Catch up kokusu geliyordu da biz, orada, o şehirde, hepimiz Adana Kebapçı, toz biber ve yağlı ekmekçiydik. Burger’le işimiz yoktu.

 

Beni terk eden kızı bir daha görmedim. Hiç aramadım. Arayamadım da. Çünkü hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Adı neydi acaba…

 

Lanet olsun, ben, neden hiçbir şey bilmiyordum ki? Mesela, bir hayat ne uğruna yaşanırdı. Yaşanmaya değer miydi? Değerli hayat, nasıl bir biçime sahipti? Bilmiyordum. Nereden bileyim.

 

Ben, sadece, kendimin kendim olduğunu, birkaç aile efradını, aile büyüğünü, sevdiğim, onlarsız yaşayamayacağım kişileri biliyor, onları tanıyordum. Ve bir de bir gün, bir yerlerde doğup dünyaya geldiğimi; bir gün, yine bir yerlerde ölüp gideceğimi biliyordum. Ancak ben, bu son kısımdan da şüpheliyim. Öldüğümde, bunu da anlayıp bilemem. Yaşıyor olduğum sanısıyla bir hayalet gibi, kuytularda yaşar giderdim.

 

Hem böyle bir anlatı yok muydu?

 

Adam ölmüş ama farkına varamadığı için hep yaşamış. Bir gün bir yerde, yeni temizlenmiş ve sanki cilalanarak parlatılmış gibi ışıl ışıl parlayan zemine düşmüş. Düştüğü anda da ölmüş. Ama o sırada, ilk yardım, ambülans, doktor,teşhis, ameliyat, yatış derken, epey sonra taburcu edilmiş. Evine dönmüş. Hayatına da kaldığı yerden devam etmiş. Uzun senelerin sonunda da hâlâ yaşayıp giderken, ameliyat izi, hastalık ve hastane anılarını anlatıp göstererek ‘’ O gün orada, ölmüş olabilirdim. Neyse ki hayattayım ve sizlerleyim. ‘’ diyerek avunmuş.

2

 

Bir akşamüstü, yaşlı adamın teki, birinin adını seslenerek çağırdı. Etrafta benden başka hiç kimse yoktu. Ama ben, hiç üstüme almadım. Belki adım buydu. Adamın seslendiği ad… Bilmiyorum. Keşke ve hiç değilse adımı bilsem. Ama BİLEMİYORUM. Bu, bir hafıza sorunu değil. Gerekli bulmamış, öğrenmemişim. Öğrendiklerimi de kendimce nedenlerle reddetmişim. Önemli nedenler…

 

Hayatta oluşumun nedeni de tabiatın cömertçe sunduğu içgüdülerim ve savunma reflekslerimdi. Yoksa bilgi filan değil…

 

Sonra, bir dönem yaşandı. Bazı insanların, ben kendim hakkında, adım dahil, hiçbir şey bilmiyorken, beni çok iyi tanıdıkları birine benzeterek, benimle uzun uzun sohbetler edip, zaten karmakarışık olan kafamı daha da karıştırdılar.

Bir de söylemeliyim ki, beni Hambugrci dükkânının önünde terk eden kız, benim onunla mutsuz olduğum, canımın hep sıkkın olduğu konusunda beni çok suçladı. Bense ona ‘’ Bu görünüş meselesi, ben hiç acı çekmesem, canım sıkkın olmasa da – hatta mutlu olsam bile, kederli, sıkkın, mutsuz ya da öfkeli görünürüm. Sanki kendimin bile bilmediği bir mekân ve zaman içinde yaşanan bir olay sonucu, hayatım mahvolmuş gibi görünebilirim. Ama bunun seninle ya da yetersizliğinle ilgisi filan yok. Bu, bir görünüş ve mizaç meselesi… ‘’ desem de onu inandıramadım.

Bana her defasında bağırdı, kükredi, sonra ‘’ … Sen ne bilirsin… ‘’ diyerek, kendi bildiğini okudu. Ve ben anladım ki, bir hayatı sürdürmek için gerçeklere ihtiyaç yok. Kabul edilebilir sanılar da yeterli…

 

Beni birilerine benzettikleri için, bunu bir sohbet nedeni olarak görüp, çok konuşarak, sözcüklerin katılığı ile canımı acıtanlar dışında, bana bir benzetme nedeniyle yaklaşıp, beni mutlu eden çok güzel insanlar da vardı. O an düşünceliysem ne düşündüğümü, okuyorsam ne okuduğumu, yazıyorsam, ne yazdığımı soran insanlar…

 

Bir defasında, üniversitede öğretim görevlisi olduğunu söyleyen, her saç teli beyaz olan adam sordu: ‘’… Ne düşünüyorsunuz? ‘’

Cevap verdim: ‘’… Duymak istemezsiniz de söyleyeyim. ‘’ Televizyondaki, bazı programlara, özellikle de haber bültenlerine konu olan, şu beş ya da yedi yüz yaşındaki söğüt ağaçlarını düşünüyorum. İnsanlar, bir asırlık zamanı bile geçiremeden ölüp giderken, sevdiğimiz, yokluklarına tahammül ederek, alışamadığımız insanlar; ellili, altmışlı, yetmiş ya da şanslıysak ve şanslılarsa; seksenli, doksanlı yaşlarında ölüp giderlerken, bir ağaç, yedi yüz yaşına dek nasıl yaşar? Biz insanların bir ağaç denli hükmü yok mu? Lanet olsun, bunu düşünüyorum. Duydunuz ve şimdi mutlu musunuz? ‘’ dedim. Sustum

 

Adam, üzgün görünüyordu. Onu ya anlattıklarım üzmüştü ya hayatının anlamsızlığı ya da kısmi kabalığım… BİLEMİYORUM. Ben, tuhaf, delice ve alışılmamış düşüncelerim dışında,  hiçbir şeyi bilmem ki.

 

Bir otobüsteydik. Ben ve beyaz saçlı adam oturuyorduk. Kızın teki de ayakta, biraz ötede durmuş, açık renk ela gözlerini üstüme dikmiş, bakıyordu. Çok güzel görünüyordu. Ama onu tanımıyordum. Belki o da beni birine benzetmişti. BİLEMİYORUM ama umarım ki öyledir, diye düşündüm.

 

Sonra, yanımıza geldi. Onunla nerede ve ne zaman tanıştığımızı anlattı. Anımsadım. Öyle zarif ve güzeldi. Gözleri, güzellik ve ışıltıyla öyle göz alıcı biçimde öyle güzel parıldıyordu ki, onunla tanışıyor olduğumuza çok sevindim. Bana, adımı söyledi. Kendi adını da anımsattı. Ama ben, ikimizinkini de anında unuttum. Ve buna benzer şeyler sık oldu. Bu ana benzer diğer anda, hayatımın en büyük aşkı ve hüznü olan kişiyle karşılaştım.

 

Sinemanın sokağında yürüyorduk. Hava, bulutlu ve soğuktu. Yanımda biri vardı. Sokağa da onun bir banka ve para meselesi için girmiştik. Her şey bu nedenle oldu. Yani kader ve bir hayatı şekillendirmek ya da mahvetmek için, birinin ‘’ Param bitti, Şu sokaktaki bankadan para çeksem iyi olacak. ‘’ demesi yetebiliyor.

 

Yürüyorduk. O güne dek gördüğüm en güzel insan ya da ‘’ ŞEY ‘’ bir genç kız formuna bürünmüş, saçlarını rüzgârda uçurarak, yaklaşıyordu. Onu tanımak veya onunla tanışmak için her şeyi yapabilirdim. Ama durumum, umutsuzca çaresizdi. Ancak o bana, ben, ona doğru yürürken, o da ben de yavaşladık. Onu anımsamıştım. O da beni anımsamış. Öpüşmelerimizi hatırlamış. Ben de anımsadım. Yan yana gelince durduk. Birbirimize bir şeyler söyledik. Ve yolun geri kalanını birlikte yürüdük. Bana sarıldı, bile. Ama durduğumuzda aramızda nasıl bir konuşma geçti. Ne söyledi. Ben, ne söyledim. BİLMİYORUM.

Bülent Uçar

 





BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Live Sex Webcam Sex Backstreet Theme Herbalife Ürünleri