Friday 24th May 2019,
Sinematografik

Bülent Uçar ” GÖRÜNMEDEN… ”

Bülent Uçar ” GÖRÜNMEDEN… ”

______________

Henüz bilmiyorlardı, gün ortasındaki yün battaniyenin, onları, kar soğuğunda bir karanlık örtü gibi sardığını. Ortaçağ gölgesi, ruhun yün battaniyesi… Un değirmeninin üstündeki kulübede yaşıyordu gencecik korkak bir Aziz. Ve kendisi gibi tedirgin bir acemiyle buluşuyordu akşamüstleri, gün sona ererken. Ve üç yaşlı adam katılıyordu onlara, gecenin geç saatinde, şöminedeki ateş, evi yakarken. Tanrı’yı ararlardı karanlık kulübenin ateşinde ısınırken. Ellerinde ekmek ve sigaralarla… Kimi zaman bulurlardı, hiç kimse bilmez.

Yıl 1088, geçmiş zaman –  o zamanlar şimdiki an. Bugünkü gelecek hiç olmayacak kadar uzak. Bilirdi üç yaşlı adam, ”Bir yerden başka bir yere ulaşmanın en iyi yolunun durmak, eylemsizce beklemek ve yok olmak olduğunu.

Gün ağarınca mahkeme kuruldu. Kurtuldu büyücü kadın zincirlerinden. Kaçıyordu karanlık ormanda yakılmaktan korkan yorgun cadı. Peşinde, ellerinde keskin bıçaklı Engizisyon askerleri… Kadın, bıçaklardan değilse de korkuyordu onların ışıl ışıl pırıltısından. Öyle keskin ve ışıltılı ki, bu bıçaklar, yokluklarında –  hayalleriyle bile keser çelikten damarı, boşaltır kanı ormana. Boyardı ağaçları kırmızıya. Askerler yorulunca, ateşi yaktı cadı kadın. 1000 yıl önce süpürgesine bindiğinde, önce güzel bir fahişe öldü. Sonra, tavşan çıktı şapkadan –  cadının ilk büyüsüydü, bu. Ve var olmayan adam ilk o gece göründü, karanlık ormanın sonunda. En çok fahişenin ölümüne üzüldü, olmayan tüm hayatı boyunca. Kalbi vardı, içi üzüntü doluydu ama kendisi yoktu.

 

Var olmayan adam, kendisini izledi kilise kütüphanesinin ıslak camında –  Saçları uzamıştı, sakalları tütünden kızıl – sarı. Dudakları kuruydu, oradaydı.

Geceleri uyurdu başı yastığa değdiğinde

 

Masumiyeti vardı, rüyaları ve uykusu da, ama kendisi yoktu

 

Bir akşamüstü erkenden geldi gece, mevsim kış ve soğuk –  akşam olmadan gece olurdu.

Rüyalar da uyumadan önce görülürdü.

 

Var olmayan adam, var olan sol el parmaklarını bantladı, kanıyorlardı nedensiz.

 

Yürüdü gecenin karanlığında, yürüyüşü vardı, ayakları ve ayakkabıları da, ama kendisi yoktu.

 

Geçmiş zamanı anımsadı. Bir kasabaya uğramıştı babasıyla, babası ölmüştü, fakat vardı bir zamanlar, ama kendisi hiçbir zaman var olmadı

 

Karınları acıkmıştı kasabada, baba – oğlun. Düğün yerindeki çalgı sesleri karanlığı delmişti, kurşun gibi sert ve hızlı. ”Hayaletler” dedi babası ”Evleniyorlar”. Babasını duyabiliyordu. Var olmayan adam, bir oğuldu o günlerde ve bir bilinç taşıyordu, yokluğun bilinci… Düğün yerine yaklaştılar. İki kanlı hayalet karşıladı onları.

Yirmi yıl sonra bir banyoda, var olmayan adamın yaşı vardı, yıllarca yaş, birkaç beyaz saç ve sakal teli

 

Cadı kadın, ormanı geçti bin yıl sonra, cadde üstünde büyük ağaç altındaki balkona sıçradı.

 

Var olmayan adam, kanlı hayalet kadının var olmayan görüntüsünü hayal etmeye çalışıyordu. Edemedi. Sabah olduğunda, cadı kadın, balkon kapısını tıklattı uzun tırnaklarıyla. Gökyüzünde bulutlar –  kasvetli sabah.

Var olmayan adam, uyandı, Balkon perdesini aralarken düşündü. Balkon perdesi vardı, hava bulutluydu. Parmak uçları perdeyi çekiştiriyordu. Ama kendisi yoktu. O düşünürken, kapı zili çaldı. Açmaya koşmadı. Kapının anahtarı, kilidin içinde döndü. İçeriye bir kadın girdi. Kadın, balkon kapısının yanındaki adamı göremedi.





BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri