Warning: Creating default object from empty value in /home/taqvnixt/public_html/portal/wp-content/plugins/wpseo/wpseo.php on line 1064

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/taqvnixt/public_html/portal/wp-content/plugins/wpseo/wpseo.php:1064) in /home/taqvnixt/public_html/portal/wp-content/plugins/wsi/wsi/front/WsiFront.class.php on line 92
Bülent Uçar ” HER ŞEYİN NEDENİ BİR SESMİŞ, MEĞER ” | ÖYKÜ | Sinematografik
Friday 22nd March 2019,
Sinematografik

Bülent Uçar ” HER ŞEYİN NEDENİ BİR SESMİŞ, MEĞER ”

Bülent Uçar ” HER ŞEYİN NEDENİ BİR SESMİŞ, MEĞER ”

_____________________

1

Soruyu duyduğunda, neye cevap verdiğini bildiğini sanmıyorum. Ne yaptığının farkında olduğu konusuna girmeyi ise hiç istemem. Tamamen gizemli bir sorun. Cemil, soruyu sormuştu. Kız cevaplamıştı. Sorunun önemi yok. Kızın cevabındaki sözler ve söyleyişindeki stil, daha önce var olmayan, gelecekte var olamayacak türden eşsizlik içeriyor. Sözcüklerden yükselen fonetik ve kızın yüzü, Tanrının kaderi yönetme tarzının yerine geçmişti ve hiç değilse bir kişinin başı, fena halde dertteydi.  Hiç kimsenin başına almak istemeyeceği türden bir bela… Birden gerçekleşti, var olmaya başlayan en uzun tanımsızlık serüveni –  Her şeyi başlatan o fonetik – Barış Manço’nun ‘’Dönence’’ adlı şarkısın ilk bölümünde duyulan bas gitar melodilerinden sonra, işitilen en güzel ikinci ses: ‘’Bir aydır yalnızım’’ dedi.  Ben sigaracının birinden çıkıyordum o an, elimde kırmızı soft paket ve Ercan henüz doğruluyordu düştüğü yerden.

2

Zaman yoktu. Ne kişisel zaman ne de bir saatin üzerinde dönüp duran o nesnel zaman. Sadece gün başlıyordu. Onu da uyanınca anlıyordum. Çünkü karanlık kaybolduktan sonra ışık beliriyordu. Ama bunun zamanla ilgisi yok. Çünkü bu, zaman değil, değişim.

Sadece başlangıç ve son görünür kılıyordu kendini. Arada yaşanması, gerçek olması gereken hiçbir şey yoktu. Zaman yerine, duman süzülüyordu. Güne başlamakla, ilk sigarayı yakmak arasında mutlak bir bağlantı vardı. Güne başlamaktan öte, sigara içmeye başlıyordum.    Son sigarayı içince de ışık sönüyordu. Uyuyordum. Ertesi gün, yine aynı şey, yeteri kadar sigaram olsaydı, sonsuza dek yaşayabilirdim. İçtiğim sürece var olacakmışım gibi… Bir de sayılarım vardı, ama onlar mutlak değildi. Hangi sayıda durmam gerektiğini bilmiyordum. İpin ucunu kaçırırsam, tüm hayatımı saymakla geçirebilir, bununla cezalandırılabilirdim. Biri mutlaka dur demeliydi bana. Ama o biri, henüz yoktu.

 

3

Yağış kesileli epey zaman olmuştu. Ancak sokaklar hâlâ ıslaktı, çatılardaki borulardan asfalta düşüyordu, biriken yağmur suları. Sokak lambasının hemen altında, akşam saat 8 gibi gerçekleşiyordu alış veriş. Ercan sordu: ‘’Kaç para?’’ Çocuk cevapladı: ‘’100 lira abi, çabuk ol, polis her an gelebilir, her sokağı dolaşıyorlar artık’’ – Ercan parayı uzattı. Bir adet 200’lük banknot… Devriye gezen aracın siren sesi duyuldu. Bir kenar mahalledeydiler. Ercan’ın burnuna soba borularından yükselen keskin bir duman kokusu geldi. Bu koku, onu geçmişe götürürken, çocuk parayı aldığı gibi kaçtı. Cebindeki son paraydı, o yüzlüğe ihtiyacı vardı. Ama giden gitmişti. O sokaklarda her torbacı çocuk, tıpkı geçmiş zaman gibi var olurdu. Gitti mi bir daha gelmez, kaçtı mı ara ki bulasın, mucize bile işe yaramaz. Gece boyu, kafayı bulmak için yeterli malzeme vardı cebinde, ama eve dönecek parası yoktu. Dolmuş şoförüne, ‘’ Cüzdanımı evde unutmuşum numarası ‘’ yapacaktı, başka çare yoktu.

3

Ertesi gün, bir alış veriş merkezinin üst katındaydı Cemil. Ercan’ı bekliyordu. Eğer şansı varsa Mithat daha erken gelirdi ve Ercan gelmeden uzaklaşabilirdi oradan. Sigara içilebiliyordu kapalı mekânlarda, yıl 2007. Özgürlüğün son yılı. Sonra sağlık pornosu iş başında olacak ve dumana karşı çıkarken, dünyayı toza dumana bulayan sırtlanların günü yaklaşacaktı. Cemil, bir elinde kola kutusu, diğer elinde sigarasıyla oyalanırken, çocuğu uzaktan gördü. Başında kızıl bir bere vardı. 16 yaşlarındaydı. O güne kadar gördüğü en güzel erkek yüzüydü belki. Ama biraz sonra kana bulanacaktı. Ercan gelince. Çünkü tarife uyuyordu.

Tarif: ‘’Akşamları aynı masada, aynı alış veriş merkezinde, önünde burger kingten aldığı menüyü çabucak yemeye çalışan, oradaki en güzel yüzlü çocuk.’’ Kızıl beresi de tarifi tamamlayan ve onu işaret eden en güçlü aksesuardı. Çocuk, önündeki menüyü afiyetle yiyordu. Öyle odaklanmıştı ki yemeğe, etrafını görmüyordu sanki. Belli ki çok açtı. Cemil, onu o halde görünce tuhaf bir merhamet duydu. Etrafını görmeyecek kadar acıkmış ve iştahlı şekilde yemek yiyen birini ne zaman görse hep aynı duyguyu duyuyordu. Dünyaya öylece, hiç nedensiz ve seçim olmadan gelmiş birinin, başına gelecek felaketlerden habersiz biçimde yaşarken, merhamete muhtaç olduğuna dair bir duygu. Yerinden kalkıp, çocuğun masasına doğru yürüdü. Karşısındaki sandalyeye oturdu. Menüdeki patateslerden birini alıp ağzına attı. Çocuk şaşırmadı: ‘’Devam edebilirsiniz’’ dedi, kibarca. Sesi tuhaftı. O sırada, güzel bir kız yaklaştı masaya, gözlerini Cemil’in gözlerine dikmişti. Arkasından yaklaşarak, çocuğun kızıl beresini çıkardı, kahkahayla gülmeye başladı. Çocuk, dağılan saçlarını düzeltmeye çalışırken, ayağa kalktı. Arkadaşına sarıldı. Masaya tekrar oturduğunda, arkadaşı da diğer sandalyeye yerleşti. Cemil o sırada anladı. Kızıl bere çıkınca, ortaya sadece dağınık uzun saçlar değil, 20 yaşlarında çok güzel bir kız çıkmıştı. Kızı görür görmez fark etti, hayatı boyunca gördüğü en güzel kızdan öte, en güzel şeyin o olduğunu. Artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktı. Zaman ikiye bölünmüştü. Onu görmeden önce ve sonra… Sonra Cemil, soruyu sordu. Kız cevapladı. Cemil izlediği o eski filmdeki insanlar gibi taş kesildi. Zaman durdu. Zaman sonsuz olduğunu duyurdu. Kız, neler olup bittiğinin farkında değildi. Bir erkeğin hayatını kurtarmakla, mahvetmek arasında bir yerde, keskin bir jilet gibi durduğunu henüz bilmiyordu.

 

Ercan, 200’lük banknotu bir sırtlan gibi kaparak kaçan çocuğu, alışveriş merkezinin giriş kapısında yakalamış, parasını istiyordu. Çocuk elinden kurtulduğu gibi merdivenlere koştu. Ercan 20 metre sonra, yere yığıldı. Daha fazla kovalayamazdı. Nefes nefese kaldı gıcır gıcır ve kaygan zemin üzerinde. Yanına yaklaşarak, ‘’Bırak gitsin’’ dediğimde, ‘’Sen de kimsin?’’ diye sormayı nasıl akıl etti, anlayamadım. Onun şaşkın bakışları arasında sigaracıya girdim. Bir karton kısa- kırmızı paket Marlboro Soft aldım.

Bülent Uçar

 

 

 





BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri