Tuesday 11th December 2018,
Sinematografik

Bülent Uçar ” ÇOK ESKİ BİR AKŞAMÜSTÜ ”

Bülent Uçar ” ÇOK ESKİ BİR AKŞAMÜSTÜ ”

_________________

 

En başından beri, her zaman ‘ zor bir insan olduğum’’ söylendi.   Bunu hiç ciddiye almadım. Ama şimdi alıyorum.

 

Çünkü ben, varlıkları, yalnızlığı bozmayan insanlarla olmaktan hoşlanan, diğerlerini eziyet olarak gören biriyim.  Ve ben, konuşurken bile, sessizliğin kendisini terk etmesini istemeyen biriyim.

 

2

Bir şey daha var. Ama Ben –

Bunu hiç kimseye anlatmak istemem. Çünkü hiç değilse ilk etapta yanlış anlaşılır. Apaçık hale getirinceye dek – ki, bu hiç kolay değil – başka bir şeye benzetilir. Bilinir bir şeye… Çünkü kendisi öyle bilinir ya da sık karşılaşılır gerçeklerden değil… Konunun intiharla da zerre ilgisi yok. Konu, kişinin kendini vurma arzusuyla ilgili… Ortada, ses ve insan kalabalığının, anlam taşımayan gerçekliğin zehirlediği, bilinmeyen bir panzehire muhtaç biri var.

 

Kendini, günahkâr, suçlu hisseden, tüm bu rezaletin, rüsva oluşluğun nedeni sanki kendisiymiş gibi hissederek ‘’ilk günahı’’ kendisinin işleyip, ‘’Yasak Meyve’yi’’ bile kendisinin yiyerek, insanlığı ateşe attığını ileri süren biri…

Vaftiz edilerek, arınma arzusunu, kendini vurarak doyuracağını düşünen biri…

 

Adı yok. Ben onu hiç görmedim. Sanırım, bir kütle ya da hacmi de yok.

 

Bir öğle sonu, ellerini yıkamak, biraz serinlemek ve su içmek için oraya girdi.

 

Dışarı çıkarak, kalabalığın orta yerinde yok olmak, hiç değilse görünmez olmak istediğinde, üç beş adım attı. Dışarıdaydı. Ve gördüğünde, midesini bulandırarak, ağrı saplayan eski bir tanıdıkla karşılaştı . O mu değil mi, diye düşünürken, o olduğunu anladı.

 

Çok kısa bir andı. Geçip giderek, geçmişin yokluğuna karıştı.

 

Bulunduğu yer, ülke insanının, orada gerçekleşen hiçbir şeye şaşırmadığı caddeydi.

 

Birden fark etti ve kanıksadı ki, o cadde, kendi üzerinde yaşanmış her şeyi ve her deneyimi, hiç değilse, o günün o anında, yeniden var ederek, sunabilirdi, kişiye. O, böyle düşünerek, inanınca, birkaç saniye içinde, uzun zamanların öncesinde kalmış, çok eski bir akşamüstüne giderek ya da o akşamüstü vakti, ona gelerek, hiç eksiksiz biçimde, yeniden var oldu. Birebir olarak, kayıpsız halde tekrar etti.

Kız, onu öpmüştü. O günlerde sevgilisiydi. Kız, çok güzeldi ve birbirlerini sanki seviyor gibiydiler.

Evinden o kadar çok uzaktayken, birinin onu bu denli çok sevmesi ve yakınlık göstererek öpmesini tuhaf bulmuş ‘’… Beni, evimden bu kadar uzaktayken, hiç kimse sevmez ve bu denli tutkuyla öpmez sanıyordum.’’ diye düşünmüştü.

 

Kız, sonra, ortalıkta pek görünmemişti. O da ‘’…Bunca kötü duygu ve kendimi vurma arzuma rağmen, yok olarak ölürcesine de olsa yaşıyordum. Buna ne gerek vardı, şimdi. Nereye kayboldu, bu kız?’’ diye sormuştu ama cevap yoktu.

 

Tüm önemli sorularda olduğu gibi, bu da cevapsız bir soruydu.

 

Kız, bir kitapçıda çalışıyordu. Sarıya yakın, açık kumral renkteki saçlara, uzun bir boy ölçüsü ve çok güzel bir yüze sahipti Marine Vatch, Abbie Cornish ve Bryce Dallas Howard karışımı bir güzelliğe sahipti ve bu üç kadının her birini andırıyor, üstüne bir de üçünün toplam güzelliğinden daha da güzel görünebiliyordu. ‘’… Keşke her şey, eskisi gibi olsa…’’ diye düşündü. Oraya giderek, kitaplara bakıyor gibi yapsam ancak aslında onu izlesem ve görsem güzelliğini ama yok işte. Görünmez oldu. Birden yok oldu. Neden…

 

Cennet, bir illüzyonken, cehennem neden bu denli gerçekti ki?

 

Ve bozkır dünya, neden bu kadar katı ve yok oluşa karşı neden bu denli eğilimliydi?

 

 

Kız, ortalıktan kaybolmadan önce, onu kuytu bir mekâna, yemeğe götürmüştü. ‘’… Lanet olsun. Meğer tuzakmış…’’ dedi, adam, kendine.

 

Ve bu cadde, bugün madem, neyi ve hangi günü dilersem tekrar ediyor. O halde, usul usul kar yağan o güne gitmeliyim. Henüz hiçbir şeyin var olarak, başlamadığı, yok olarak mahvolma riskinin de olmadığı o güne…

 

Bülent Uçar

 





BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri