Tuesday 11th December 2018,
Sinematografik

Bülent Uçar ” RÜYANIN İÇİNDEN GEÇEREK… ”

Bülent Uçar ” RÜYANIN İÇİNDEN GEÇEREK… ”

1

___________

Kızın adı Demet’ti. Uğur’un hiç unutamadığı eski sevgilisiydi.Yirmi yaşında filan olmalıydı ve o sürekli ağlayacak gibi duruyordu. Bir defasında da Uğur’a demiş ki beni ne hastalık ne de yaşlılık, beni biçimsiz kalabalıklar, biçimsiz, karmakarışık  gürültü, kaba,  sinsi sessizlik öldürecek.

2

Ben…

 

Gerçeğin yeterince gerçek, rüyanın da yeterince rüya olmadığını anladığımda vazgeçtim.

 

Rüyamda gördüğüm bir ağaç ev ya da su kenarıyla, rüyanın herhangi bir anında karşılaşmaya alışıktım ama artık onlarla uyanıkken de karşılaşıyor,  bütün hayatımı bir tür sihir içinde yaşıyordum. Bu canımı çok acıtıyordu. Bir gece vakti eve nasıl döndüğümü bilmiyordum. Ama sabah olunca geldiğim yere geri dönmek zorunda olduğuma emindim. Saati göremedim ancak vaktin çok erken olduğundan bir şekilde kuşku duymuyordum.Yataktan; yukarı yükselir gibi kalktım. Yola çıktığım anda binmem gereken otobüse el ettim. Durdu. Bindim ve inmem gereken yerde inerek olmam gereken odaya, kısmen ‘’ölüm döşeği’’  diyebileceğim yere uzandım. Her şeyin bir rüyanın içinde olup bittiğini ama kendimin rüyanın içinden geçerek gerçekliğe adım attığını görünce içimde sevgi kalmadı. Korku ve öfke biraz da küçümseme duyumsayarak kendimi zamanın akışına bıraktım. Kafamın içi bomboş gibiydi ama bir şeyi çok net hatırlıyordum.Uğur, o akşamüstü havuz çıkışında anlatıp durmuştu’’… Atölye tarihindeki ilk nü model bendim. Bir gazeteci durumu ilginç bulmuş olmalı ki yanıma, röportaja geldi. Onunla biraz konuştum ama her şeyi anlatmadım. O birkaç fotograf çekerek biraz da sohbet ederek beni orada bırakıp gitti. Resim bölümüne öğrenci alırken yetenekten çok kızların güzelliğine puan vererek öğrenci seçen akademisyenlerin öğrencilerine, ressam adayı ve güzel olan bu kızlara nü pozlar veriyordum. Bu işten biraz para kazanıyordum.

 

Bu para hiç değilse sigara,  yemek ve sinema ihtiyacımı karşılıyordu. Bu kazanç yeterliydi. İnsanın bunlardan başka neye ihtiyacı olabilir ki?

Ben de bu pozları verirken kızlara bakire olup olmadıklarını soruyordum. Beni işten bu nedenle kovdular. Bir öğle sonu; Uğur’un sözünü ettiği gazetenin ofisine uğradık. Ofis, çok yüksek ve gösterişli bir binanın, koridorları cilalanmış gibi görünen kısmındaydı. Bizi çok iyi karşıladılar. Uğur’a büyük saygı duyuyorlardı. Arşivden o gün çekilen fotoğrafları getirip gösterdiler. Gösterdikleri saygı geçen her dakika boyunca büyüyordu. Nedendi bu saygı, bilemedik.

Ofisten çıkıp yürümeye başladığımızda konuştu.’’Biliyor musun?’’dedi.’’’Demet’le olan ilişkimiz 12 km’lik bir yürüyüşle başladı. Okuldan şehir merkezine dek yürüdük. Her şey hakkında ve kendimiz hakkında konuştuk. Sonra, bir de baktık sevgiliyiz ve sevişiyoruz .

 

Tüm bunların ardından ne oldu bilmiyorum ama o beni terk etti.

Bunu hiç aklımdan çıkaramadım. Baktım terk edilen bir adamım,kendimi, istenmeyen bir ev hayvanı gibi, çok uzaklardaki  ıssız bir yere kadar götürüp bıraktım ama bir gece vakti evimde acıyla uyandım. Kendimi bıraktığım yerden izleri takip ederek onca yolu yalnız başıma yürümüş, geri dönmüştüm. Tıpkı istenmeyen ama evini çok seven bir köpek gibi…

3

Bahçe

Saat, muhtemelen gecenin sabaha doğru ilerlediği üç filan olmalıydı. Saatin kaç olduğu önemli ve bir nedenden dolayı hiç kuşku duymuyorum ki, saat, gece yarısından sonra üç… Çünkü üniversitede, bütünleme sınavının yapıldığı aydaydık ve o gün kızın(Demet)sınavı vardı. Uğur da onunla sınava girmeden önce fakülteye giden yol üstünde karşılaşmak istiyordu ve üniversite hastanesinin bahçesine ulaşıp uyuyakalmamızın üstünden çok geçmemişti ki,  uyandık ve kızın sınava gireceği fakülte binasına doğru yol aldık. Tüm bunlardan önce de gecenin o çok geç vaktinde yollarda, ne arabalar ne insanlar dahil neredeyse hiç kimse ve hiçbir şey yokken, gözlerimizde güneş gözlüğüyle otostop çekiyor, bizi kampüse bırakacak bir araba arıyorduk. Ve gecenin karanlık bir vaktinde güneş gözlüklü iki kişiye hiçbir araba, elbette ki durmak istemiyordu. Sonunda, içinde, ava giden birkaç kişinin bulunduğu bir araba durdu ama yer yok diye bizi içeri almadı. Üzülmeye yetecek kadar zaman yoktu. Çünkü onun hemen ardından bir kamyonet durdu. Şoför ‘’… Çocuklar, burada yer yok. Arka tarafa, kasaya gidin siz…’’ dedi Kasaya atladık.

 

Bizi istediğimiz yere kadar ulaştırarak, hastane bahçesine bırakırlarken biraz sohbet ettik. Uğur, adama bir sürü yalan söyledi.

Gerçekler, ona göre yarı pornografik şeylerdi ve öyle herkese, hele yeni tanışılan insanlara hiç söylenmemeliydi.

Adam, meğer, hastaneye erzak sağlayan şirketin şoförüymüş.

Uğur ‘’Belki de değildir.’’ dedi. Yani ne tür bir manyak, ne çeşit bir ruh hastası, gecenin kör karanlığında,  ilk defa gördüğü ve bir daha görmeyeceği birine gerçekleri neden ve nasıl söylerdi ki?

 

Adam…’’Ben, erzak taşıyan bir şoförüm.’’ dedi. Bizi de orada bırakıp gitti. Biz de üzerimizdeki karanlık gökyüzü ve rutubet yüklü, sıcak Adana havası eşliğinde, karşımızda saat kulesinden saatin kaç olduğunu görerek uyumuşuz. Saat 8 gibi de uyanıp, üstümüz ve başımızı temizleyerek,  çiğden dolayı yarı ıslak yarı üşür halde fakülte binasına doğru yürümeye başladık. Uğur, anlattı: ‘’Uyanmadan hemen önce ve uyumaya başladığım ilk anda bir rüya ve fikir gördüm.’’

 

‘’Neymiş, neler gördün?  Ve  yani o fikir ne?

 

‘’ Her yanı göl sularıyla kaplı bir yerdeydim. Beni sular ve sulardaki o kötücül ve dumanlar içindeki varlıklardan koruyan şey, ayaklarımı basabileceğim denli sert, kuru ve kuru yapraklarla örülü daracık patikalardı. Meğer mevsim sonbaharmış.

 

Ben, o patikalar üzerinde yürüyordum. Çok uzaklardan, seslenip de kendimi duyuramayacağım kadar çok uzaklardan, babamın kırmızı kamyoneti geçiyordu. İçinde babam ve arkadaşları vardı. Onları görmeye çalışırken, bir ara ayağım kaydı ve patikadan çıkarak,  dizlerime dek suya gömüldüm. Patikadan uzaklaştığımda bile, yürüyebileceğimden öyle emindim ki, suya batıp yürüyemeyince hayal kırıklığına uğradım. Tam o ara, ıslanan ayak bileklerimden dizlerime doğru, sarmaşığa benzer bir bitki sağımı solumu sarıp, büyüyerek gelişti. Ben de o ara heyecan ve korku karışımı bir duyguyla, karşımda, öyle birden belirerek var olmuş gibi duran yükseltiye doğru koştum. Tırmandım ve  bilemediğim” ama hissedebildiğim’’bir şeye’’ ramak kala durdurulmama izin verdim.

Oysa sadece son bir hamle kalmıştı. Gerçekleştirilmeyi bekleyen son bir hamle… Sonra, olanaklı en güzel yerde – en iyi insan olacaktım. Bu sayede, ruhen ve bedenen kurtuluşa ererek, korku, dehşet, keder ve yalnızlıktan kurtulacağımı fark ettim. Tek bir hamle yeterliydi ama bunu gerçekleştiremiyor, bir türlü başaramıyordum.

 

O rüya zamanı çok cömert ve boldu. Ben de hep denedim ama kurtuluşu olanaklı ve mutlak kılacak o son hamle bir türlü gerçekleşmedi. Eğer gerçekleşseydi,  beni her şey ve herkesten, suçluluk, bir daha bulamamak üzere kaybetmek ve utanç verici korkularımdan kurtaracaktı ama olmadı. Başaramadım. Ve çok mutsuz uyandım. Son ana dek denedim. Son hamle, neden bilmem, benden sakınılan ‘’şey’’ oldu. Rüya,  biraz daha sürse kim bilir belki başaracaktım. Ama uyandım işte… Başaramamıştım ancak bir fikir edinmiştim.’’

 

‘’Neydi o fikir?’’

 

‘’       Benim, o son hamle sonrası ulaşacağım yer, bir nevi cennetti. Sonsuz, sınırsız ve kendimi her zaman güvenebileceğim, her an umut, öz,  anlam ve mutluluk doğurup duyuran bir yer olacaktı, orası.

 

O son hamle de bütün kolaylığına rağmen bu nedenle gerçekleşmemişti. Çünkü cennetin sahibi, Kadir – i Mutlak, sonsuz güç ve bilgelik içinde var olan Tanrı’ydı. O, sadece kendisinin bahşedebileceği bir mutlak kurtuluş ve görkemli huzur, esenlikle mutluluğun evi cennete hiç kimsenin kendi başına ermesini istemiyordu.

Bunu kendisi bahşetmek, kendi yarattığı cenneti, kendisi sunmak istiyordu.

 

Bu nedenle de o son hamleye, O, her zaman engel olacaktı. Onun, eğer lütfederse bahşedebileceği bir cenneti varken, insanın ne haddineydi, kişisel cennetini yaratmak.

 

Düşünceleri çok tuhaftı ama sevmiştim. Çünkü haklı olabilirdi.

Rüyalarda bile, bir rüyadaymışçasına, rüya gibi bir mutluluk ve güzelliğe sahip olma hakkımız yoktu.

 

Kızın sınava gireceği binanın bahçesinde de biraz uyumak istedik ama kızın görünme zamanına az kalmıştı.

Uyumadık. Kız göründü. Biz onu gördüğümüze çok mutlu olduk ama o, pek öyle görünmüyordu. Uğur, ayağa kalktı. Ben, çıkıp gittim.

 

Kız, yolun bir yerinde çömelerek oturdu. Orada, sessizce, ağlıyor mu, gülüyor mu, pek anlamadığımız bir şey yapmaya başladı.

 

Kaybolduk.

 

İki ay sonra, Uğur’dan bir mektup geldi. Demet, o sabah, Uğur’un ona verdiği müzik kutusunu çöpe atmış.

 

Uğur, bunu görünce çok korkmuş. Mektupta, ‘’Burada, cennete izin yok ama cehenneme neden var.’’ diyordu.

 

Uğur, birkaç ay sonra da şehre geldi. Otobanın üst kısmında, biraz şarap değil de birkaç şişe bira içiyorduk.

 

 

Ve Uğur, o an, neredeyse ölüp gidecek haldeydi.

 

Lanet olsun, perişan görüyordu ve bu, beni sadece üzmüyor, canımı da acıtıyordu.

 

Kişisel cehennemindeydi. Ve bu cehennem, kuruluş malzemesini dünyadan aldığı için dünya içerikliydi. Dünya kusurlu bir yerdi ama bu cehennem, yapı taşlarını dünyadan edinmiş olsa da kusursuzdu. Cehennem ötesi bir cehennemdi. Yanımızda, üçüncü bir kişi daha vardı. Ancak onu ne ben ne Uğur tanıyordu. Bilmiyorduk onu. Onun hakkında bildiğimiz tek şey, onun ikimizin de midesini bulandırdığı ve yanımızda olmaması gerektiğiydi.

 

O bilinmeyen varlık, Uğur’a söyledi:

‘’ Bir şey sorabilir miyim?’’ dedi.

 

Uğur, cevapladı:

‘’Defolup gitmek yerine, bir de soru mu soracaksın?’’

 

‘’Evet.’’

 

‘’Sor.’’

 

‘’Siz ikiniz hiç aşık oldunuz mu?’’

Uğur cevapladı:

‘’Genç dostumu bilmem ama beni bu hale ne getirdi, sanıyorsun? Ve bu kötü sorunun cevabını bilmiyorum, alabildin mi?

Uğur’un sözleri bittiğinde, sorunun sahibi ayağa kalktı. Uğur, onu tek ama güçlü bir yumrukla,  metrelerce aşağıdaki otobanın asfalt yüzeyinde hızla giden arabaların önüne atabileceğini, onun tepetaklak halde düşerek, kendilerini terk ederek, yalnız bırakacağını düşündü ama bunu yapmadı da bu tür durumlarda yapmakla yapmamak arasındaki fark nedir ki?

 

Bülent Uçar

 





BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri