Tuesday 11th December 2018,
Sinematografik

Bülent Uçar ” BİR NİHİLİZM DETOKSU ”

Bülent Uçar ” BİR NİHİLİZM DETOKSU ”

___________________

‘’Hayalle yaşarken gerçek dünyada, zamanı içmişiz, haberimiz yok.’’ Müslüm Gürses

1

Ortalıkta, sağda solda, etrafta, bir süredir Antoine Roquentin gibi “dolaşıyordum.

Hiçbir şeyin önemi, değer ya da anlamı yoktu. Olsaydı, olduğuna inanır, bunu da sonsuzca sürdürürdüm ama o günlerde, gerçekliği olan tek şey, içimdeki evden uzaklık duygusu, geçmiş olana özlem, kar soğuğu, buzlanmış, kaygan yollar, parasızlık ve yoğun bir üşüme duyusuydu.

Ve Bir tür Bazarov, Raskolnikov ya da Antoine Roquentin olarak hissettiğim, hep bulantı, mutsuzluk, acı, keder ve insansızlığa bağlı olmayan, nedeni belirsiz bir yalnızlık… Sonra, bir yerde Pearl Jam’in konser görüntülerini gördüm ve durup izledim. Solist, Eddie Vedder, saçlarını savura savura, büyük bir coşku, heyecan ve asalete sürünen asilikle Black’i söylüyordu. Uzun zamanın ardından ilk defa, bulantı duyurmayacak denli, kendilik ve öz taşıyan bir güzellikle karşılaşmıştım. Az da olsa, geçici de olsa iyileştim.

Sonra, ben, akşamları her zaman onu ve söylediği, sürekli yinelediği sözleri dinliyorum: ‘’Öyleyse sen de öyle yap.’’ diyor. ‘’Madem, sana güvenmiyorlar, güvenilmez ol. Sen, madem psikopatsın, öyle ol. Madem her şeyi mahvediyorsun, gerçekten mahvet. Ama sakın bunları yapmak yerine, suçlamaları işitince, kendini savunma. Bunu yapmaya kalkışma bile.’’

Ne değerli sözler ve uyarılar… Hem, ondan başka hiç kimse benimle gerçek bir diyalog kurmuyor. Benimle, hiç kimse gerçekten konuşmuyor. Birkaç kadın, o ve eski şeylerin dili dışında, hiç kimse…

 

 

2

Bir de zamanın geçmiş kısmı var. Bana harikulade hikâyeler anlatan…

Bir defasında, çok yağmur yağmış. Yapayalnız ve gelecek zamanın neler getireceğini bilmeyen iki çocukmuşuz. İki arkadaş… Sonunda gelecek geldi ve neler getireceğini öğrendik. Öyle çok ölüm, terk ediliş ve yalnızlık getirdi ki… Ve sonra, bir de kapana kısılmanın en kötü hallerini öğretti bize…

O gün, geçmiş senelerin, en uzak olanlarından birinde, meğer bir ekmek fırınına gitmişiz. Yağmur, tüm çılgınlığı ve kontrol edilemezliği ile yağarken, girmişiz, kapıdan içeri. Etraf, un ve yanıp küle dönüşen odun kokuyormuş. Üstümüz başımız sırılsıklammış. Orada bulunma nedenimiz sona erince bile orada kalmayı, saklanmak amacıyla sürdürmüşüz.

 

3

Ve öyle başarılı saklanmışız ki, bizi hiç kimse göremedi. Yok olduk…

4

Akşam olunca da yine o konuştu:

Benim için çok değerli ama yine de sormak istiyorum. ‘’Yine aynı şeyleri mi söyleyeceksin?’’

‘’Arada aynı sözleri duyacak olsan da bu akşam, senin şu kütle, hacim ve ağırlığı olmayan, adına bugün ‘’Hiçliğin Nesnesi’’ diyebileceğim yastığından söz edeceğim.

‘’Tamam, seni dinliyorum.’’

5

‘’ Yedi ya da sekiz yaşındaydın. Arabanın arka koltuğunda oynayıp, oyalanman için, eline bir yastık verilmişti. Geceyi su kenarında, göldeki balıkları tutarak geçirecektik.  Hiç değilse hesap, buydu. Bu hesap, kısmen de olsa tuttu. Ama gecede iz bırakan şey, senin, ‘Bu yastığın ağırlığı yok.’ iddian oldu.’Bu yastığın ağırlığı yok.’ diye diye,  sabaha dek söylendin. Sabah olduğunda, çıngıraklı oltalardan yükselen sesler işitilirken, baban ve arkadaşları, balıkları ve oltaları topladılar. Eve dönüş yolunda da senin şu- Hiçlik Nesnesi- olan yastığını, eski bir bakkal dükkânındaki terazide tarttılar. 120 gram geldi. Bir türlü inanamadın  ve ‘Ama bunun ağırlığı yok.’ Demeye, bir de ‘ Siz kendinizi kandırıyorsunuz.’ diye söylenmeyi sürdürdün. O gün söyleyecek halde değildim. Şimdi söylüyorum. ‘Her şeyin ağırlığı vardır. Bu da önem ve değerden kaynak bulan bir mutlak gerçektir.’’

‘’O halde, şu fırın hkâyesi de sanrılarla dolu. Biz aslında hiç yok olmadık.’’

‘’Bunu anlamana sevindim. Çünkü sadece zaman ve o zaman diliminde var olan kişisel varlığın yok olur ve sen geçmişi değil, varlığının o kısmını özler, onun ölümüne yas tutarsın.’’

‘’Sonra, peşime nostalji diye takılan, ‘Geçmişe Duyulan Özlem’ diye ürperten ‘Şey’ Kişisel Varlığıma ait bir parçanın zamanın geçip giderek yok olan kısmında ölüp yok oluşunun ardında bıraktığı hayalet midir?’’

‘’Evet, ama sen , bunca söz sonrası asıl olanı lütfen unutma: ‘Onlar, seni neyle suçluyorlarsa, sen o şey ol.’

‘’Bir daha görüşür müyüz?’’

‘’Sen, istersen, neden olmasın.’’

 

Bülent Uçar

 

 





BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri