Tuesday 11th December 2018,
Sinematografik

Bülent Uçar ” BİR ADAMIN TUHAF HAYATI NASIL BAŞLADI? ”

Bülent Uçar ” BİR ADAMIN TUHAF HAYATI NASIL BAŞLADI? ”

__________________

 

Adamın saçları çok uzundu. Hiç kısa olmamıştı. O günlerin en yakışıklı jönüne benziyordu

Çok gençti, tahmin ediyorum ki, 23 yaşındaydı. Kendisi dahil hiç kimse ne zaman öleceğini bilemezdi. Kim bilebilirdi ki, bir sürü çocuğu olup 89 yaşına dek yaşayacağını… Hiç kimse…

Kafası karmakarışıktı. Yanına motosikletli bir polis yaklaştı. Adamın elinde 23 yaşındaki adamın salt deriden imal edilmiş, içi para dolu çantası vardı: Konuştu: ‘’ Ulan, sen, biraz önce oturup kalktığın yerde bir şey mi unuttun? Diğeri cevap verdi: ‘’ Heee lan sende köpek gibi bana kadar getirdin, değil mi?

Çantasını aldı, uzaklaştı.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               2.Kısım –

Adam, her şeye yeni başlamıştı ki, başlarken de epey geriden gelerek yapmıştı bunu. Onaylanma ihtiyacı tüm insanlarda olduğundan çok daha fazlaydı. Etrafındaki güzelliklerin ilahi – kutsal kısımlarını çabucak ayırt eder, neye ağlaması gerektiğini çözemezdi. Onu eksik bırakan hayata mı… yoksa etrafındaki güzelliklerde bulunan sevinç ya da coşkuya mı…

Tüm bunlardan önce, güzellikleri çoğaltmaya karar verdi.

Ve bir öğle sonu, çok sıcak bir Adana günü, Nehir kıyısında, evinde kendini bekleyenlere, kendini ve lezzetli bir akşam yemeği götürmek için çabalıyordu. Pantolonu çok çamurluydu, paçaları ölçülemeyecek denli çamurluydu. Bir atlı arabanın üstündeydi. Arabanın ahşap kısmında bulunan tuzları henüz tanımadığı insanlara verip, karşılığında evdekilerin istediklerini satın almak istiyordu.

Bütün bunları yaptı. Aklında gün boyu, kişisel yaşamına hangi nedenle geriden başladıysa o vardı. Bir de kulağında arabanın teybinden yükselen Müslüm – Ferdi şarkıları, Hayalle yaşarken gerçek dünyada, zamanı içmişiz, haberimiz yok – Müslüm Gürses –

 

Seni senden bile fazla sevmiştim
Ne yazık aşkımı anlayamadın
gençligimi çaldın sen şu ömrümün
geriye dönecek yol birakmadın
birakmadın bende can birakmadın
bir daha sevecek his birakmadın
bana tutacagim dal birakmadın

Adın dudağıımda isyanım şimdi
Hayalin karşımda duüşanım şimdi
seni sevdigime pismanım şimdi
bir daha sevecek kalp bırakmadın

kime güvenirim bundan böyle ben
sevip aldanmayı ögrendim senden – Ferdi Tayfur

Şarkıları gün boyu dinleyip mırıldandı.

Akşam vakti, nehir kıyısındaki gazinolar yavaş yavaş müşteri alarak dolmaya başlarken, adam, eve dönmeye hazır hale geldi.

Dönüş yolu için iki seçeneği vardı. Ya güneye doğru 3 km. yol gidecek, trafiğe karışarak yolda başına, olası bir bela alacaktı. Ya da nehri doğuya doğru arabayla1,5 km geçerek eve ulaşacaktı. Bunu yapmayı seçti.

Araba, yolun yarı kısmında neredeyse batıyordu. At ve adam boğulmak üzereydi.

Adam, korktu, yolun yarı bölümünde, at da adam da su yutmaya başladı.

Adam ‘’… Şimdi burada boğulup, ölsem…’’ diye düşündü. Etrafına bakındı. Issızlık ve insansızlığı gördü. ‘’… ‘’Şimdi burada atla birlikte ölsem, hiç kimse bilmez…’’ diye düşündü. Korkmayı sürdürdü. Bu, sadece ölümün değil, yalnızlığın korkusuydu. 89 senelik hayat ya sürüp gidecekti ya da orada sona erecekti. Sürdü…

 

Bülent Uçar

 

 

 

 





BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri