Wednesday 12th December 2018,
Sinematografik

Bülent Uçar ” KIERKEGAARD’IN ARTİSTİK PUANLARI ”

Bülent Uçar ” KIERKEGAARD’IN ARTİSTİK PUANLARI ”

 

“_____________

 

Giriş:

Özgürlüğü epeydir, yüksek meblağlı ve bozdurulmamış bir çeke benzetiyorum. Bir seçimle bozdurulmamış, bir teslimiyetle sonuçlandırılmamış özgürlük, boşunadır ve fazlalıktır. Tıpkı, çok sıcak bir yaz günü, yakıcı güneş, anlamsızlığı acımasızca alevlere terk ederken, insanın hiçbir yere gitme zorunluğu yokken, canının feci sıkılması, buna rağmen seçim yapamıyor oluşu gibi. Özgürlük orada başa beladır. Kendisiyle ne yapılacağı bilinemeyen bir yaşam ve kişisel bir ömür gibi

_____________

 

Danimarkalı filozof, var oluşçuluğun gizemli kurucusu Sören Kierkegaard, özgün felsefi söylemleri dışında bir tür yapı bozum tekniği ve hermeneutic tavırla çok iyi bilinen, neredeyse klişeleşmiş bazı metinleri kendince çözümleyerek, onları çok farklı ve olduklarından daha ilham verici, daha güçlü ve yüce anlamlara sarar. Bunlardan en bilinenleri, Sokrates yorumu (‘’İroni’’ adlı eser) ve Hz İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban etme anlatısına dair yorumu ve bununla ilgili eseri , Korku ve Titreme’dir. Kierkegaard, bu kitabın, bir kısmında, insanın varlığındaki boyuta dair bir ölçüm kriteri ileri sürer ve söyler: ‘’İnsan, sevdiği, teslim olup bağlandığı şey kadar büyüktür.’’ – ‘’Kendini seven kendisi, vatanını seven vatanı, sevgilisini, arkadaşını seven onlar kadar, Tanrı’yı sevense…’’

Kierkegaard, aynı kitabın birçok yerinde de Hz. İbrahim ve onun varlığı ve seçimi ekseninde şunu duyurur: Tanrı’ya kurban edecek, ona hediye olarak sunacak değerde, onsuz yaşayamayacağınız, ardından ölüp gitmekten başka seçenek bırakmayan bir anlam ya da güzelliğe sahip değilseniz, boşuna yaşıyorsunuzudr ve arada insan kendine sormalı: Tanrı’ya bir hediye sunmam gerekse, elimde bu paha ve değerde ne var? Epey önce bir gazetecinin sorduğu gibi sorayım,: ‘’Bizim İsmail’imiz kim ya da ne?’’

Çok sevdiği ve söz vererek bağlandığı Tanrı’ya en sevgili varlığını – oğlunu – kurban etme vaadinden vazgeçmeyen, aklı bir yana bırakarak, kalbini, gönül ya da tutkusunu ileri süren, Hz İbrahim, Her türlü yara, bere, hastalık ve acı, sonra, en kahredici kayıplar karşısında bile şükrü, teşekkürü elden bırakmayan, isyana hiç yeltenmeyen Hz Eyüp, Kierkegaard’ın hayranlık duyduğu iki büyük, iki yüce İman Şövalyesi’dir ki, o, üçüncü bir kişi örneğini vermez. Bir oyun ya da edebi eser krakterleri olsalar da Romeo, Leyla, Mecnun, Selim Işık,Shadows&Lies’ın Wiliiam Vincent’ı, Oğuz Atay’ın Selim Işık’ı, Ron Hansen’ın bakışından Jesse James, Zorlu koşullarda ailelerini terk etmeyen, çocuklarına sarılan tüm kederli anneler… Soğuk kış günlerinde baraj gölünde kıyıya vuran ağaç dallarını toplayan adını bilmediğim, yüzünü görmediğim, bir karartı olan kadın, öncelikle sen –Sonra, yaşama tutunan, sızlanmayan bütün kanser hastaları… Bunları da ben ekleyebilirim

Sören Kierkegaard; yaşamı, başlangıçla ölüm arasında vuku bulan her şeyi trajik bulan her filozof –insan -gibi,  nasıl bir yaşam tarzı, nasıl bir karakter haliyle hayatın, ölüm ya da aşkın içinde huzur ve özgürlüğü, sonra iyiliği bulabilirim, diye sorarak, bu soruya cevap aramış. İlk önerileri, Trajik Karakter, trajik seçim yapan – iki çok ve eşdeğer güzellikten birini seçerek, seçmeyip kaybettiğinin hüznünü, seçtiği ve elde ettiğininse buruk mutluluğunu duyumsayan, araftaki kişi, diğeri, Ahlaki karakter, hayatı iyi ve kötü değerlerinin ekseninde değerlendiren karakter… Estet Karakter, bütün hayatı güzellik ölçeğinde değerlendirerek, ‘’ahlak’’ya da ‘’fayda’’ veya ‘’işe yararlılık’’ gibi kazançlardan uzakta yaşayan, yaptıklarını bir kazanç sağlayacak diye değil, yapmak çok güzel diye yapan, bir yere ulaşma arzusundan öte, yürümenin güzelliğini duyumsamak için yürüyen kişi…

Ancak o, tüm bu karakter biçimlerinden herhangi birine tutunmamış, bunun yerine,  adına İman Şövalyesi, dediği bir karakter koyarak, özgürlük, huzur, estetik ve iyiliğe giden yolu onun ruhunda görmüş.

Kimdir İman şövalyesi, ne tür kişilik özellikleri barındırır?

İman Şövalye’si, hayatına anlam katarak, ruhunu kurtaracak değeri bulmuş, seçimini yapmış, bu değere teslim olarak, mutlu bir tutsaklık içinde mutlak özgürlüğe ermiş kişidir. Bağlanmıştır. Bağlanarak, bağımsızlaşmıştır. Bağlanıp teslim olduğu şey, Tanrı da olabilir, bir kadın, bir erkek, aile, başka deyişe insani  aşk – da olabilir, belki  sanatsal bir eğilim de…

İman Şövalyesi, aradığını bulmuş olmanın verdiği gönül rahatlığını ve huzurunu akıl, bilinç ve düşüncelerinde de hisseder. Kendini, bağlanarak teslim olup tutsak kıldığı şeyin ekseninde özgür kılar. Çok sevdiği ve söz vererek bağlandığı Tanrı’ya en sevgili varlığını – oğlunu – kurban etme vaadinden vazgeçmeyen, aklı bir yana bırakarak, tutkusunu ileri süren, Hz İbrahim, Her türlü ya ra, bere, hastalık ve acı, sonra en kahredici kayıplar karşısında şükrü elden bırakmayan, isyana hiç yeltenmeyen Hz Eyüp, Kierkegaard’ın hayranlık duyduğu iki büyük, iki y     üce İman Şövalyesi’dir.

Onlar, İman Şövalye’leri bu sayede de sanıldığının aksine dünyadan el ayak çekmez, aksine dünyaya ve haz alanına daha da yakın olur.

Çünkü akıl ve gönül huzurda ve rahattadır. Bu nedenle, yürürken sadece yürür, onlar. Yemek yerken sadece yemek yiyen kişiye dönüşür. Uyurken uyur, uyanınca gerçekten uyanırlar. Onun ulaşmaya, kazanmaya çalıştığı zenginlik ya da kazançlar yoktur. O zaten, tüm kasayı boşaltmış, alınacak her ne varsa almış ve hayattaki umursamazlık, hırs yoksunluğu gibi eğilim ya da tutumları bundandır. Bütün bir kasayı boşaltan kumarbaz gibi hem her daim ‘’kasa kazanır’’ geleneğini bozmuştur hem kazanılacak ne varsa kazanmış, boş kasaya da pek yüz vermemekte, ‘’ bir şeye’’ sahip olarak, o sahipliğin görkemiyle her şeye sahip olduğunu hissedip düşünmektedir. Bunlar gerçek his ve düşüncelerdir. Denge öyle açık ve seçiktir ki, yanlışa yer yok, hataya pay bırakılmamıştır. Sakin ve kusursuzca sürdürdüğü sade yaşamına, ödülü oyun bitmeden peşinen verildiği için yaşamın her anı büyük bir şevkle yaşanır.

Ve İman Şövalyesi, kendini teslim ederek bağlandığı kişi, değer ya da şeye dair olan bağlılık söz ve yeminini her gün yinelemeli, yenilemelidir ki onun güzellik ve değeri, koruyucu kalkanı her gün daha da ışıldasın.

İman Şövalyesi, en başından itibaren kazandığı için, gelen hiçbir güne kazanmak için başlamaz, dolayısı ile onun kaybetme riski de yoktur.

Ve  Kierkegaard, İman Şövalyesi için bir defasında şöyle söyler. İnanca, bağlanmaya,   yüreğinde hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın yaklaşan, bunu seçen kişi en sıra dışı ve zor seçimi yapmaktadır. Marjinallik, inanmamakta değil, elde hiçbir kanıt ve akla uygun tek bir neden bile yokken, kişinin kendini bir ‘’şeye’’ bağlanarak teslim etmesidir. Böyle biri dünyanın öteki tarafında bile olsa, ona ulaşmak için yürümeye başlayabilirim. Ve böyle bir adamı düşünün ama o, ne görkemli, ne yüce diye hayal kurmayın. O, öyle sade, kazanma arzusundan, karmaşık düşüncelerden öyle uzaktadır ki, birçok insan onun aklında, ruhu ya da düşüncelerinin, planlarının arasında haşmetli şeyler olduğunu düşünürken, o, büyük olasılıkla evine doğru yürüyordur. Ve aklında sadece şu soru vardır: ‘’Karım, akşam yemeğini, bugün, acaba, az yağlı, az salçalı mı yaptı yoksa çok yağlı ve salçalı mı?’’

Bülent Uçar





BENZER YAZILAR

Yazar Hakkında

Herbalife Ürünleri